Toygun ATİLLA

Geçen yıl bizi Tosuncuk dolandırıyordu, sonra Seçil Erzan çıktı piyasaya. Öğrendik ki, dolandırmak için sıraya girenler dolandırılmıştı
Deprem oldu, can derdindeydik.
Televizyonlarda yardım kampanyası yapıldı, milyarlarca liralık bağış sözleri havada uçuştu. Türkiye Tek Yürekti. Sonra öğrendik ki, kameraların önünde verilen sözlerin bazıları reklammış, sözler tutulmamış.

Kendimizi yırttık “Kim bu deprem yüzsüzleri” diye… Baktık ki, kendi kendimize konuşuyoruz
Herkes dolandırılmaktan memnunmuş meğer…
Sokağa çıkıyorum. Simitçi beni kazıklıyor. Restorana gidiyorum, yurt dışında en lüks yerde 1 liraya yediğim şeyi burada 3 liraya yiyorum.
Taksiye biniyorum. Adam beni dolandıracağım diye bütün İstanbul’u dolandırıyor.
Yanlışlıkla turist falan zannederse o zaman yandınız. Bütün Türkiye’yi dolaşmanız an meselesi…

Özel hastaneye gidiyorum. Doktor özel sağlık sigortamın olduğunu görünce, ne kadar tetkik varsa yaptırıyor. Yetmiyor. Kesecek yer arıyor. Hiçbir şey bulamazsa “dalağınızı, apandistinizi” alıyor.
Bi kere dalağınız alındı mı, başlıyorsunuz siz de başkasının dalağının peşinde koşmaya

Düşünüyorum doktor da haklı… Hastane yönetimi demiş ki, “kes, biç, parçala bu maaşı kazan”
Ne yapsın o doktor, çoluğu var çocuğu var. Türkiye’de özel okulda çocuk okutmak kolay mı ? Dünyanın en pahalı özel okulları Türkiye’de… Özel okullar onları onlar vatandaşı…
Kör tuttuğunu öper bu coğrafyada…

Hadi dediniz ki, yurt dışına gidelim, vize alalım. Düştünüz mü vize çetesinin eline. Onlar da bizi sizi şöyle güzel bir dolandırıyor.
Telefonunuz çalıyor, “Ben savcıyım, polisim” diyor karşıdaki…
Düşündünüz mü, profesörü, gazetecisi, iş insanı, elinde malı mülkü neyi var neyi yok o telefonun ucundaki dolandırıcıya her şeyini nasıl kaptırıyor diye…
Ee bu memlekette herkes ucundan bucağından azıcık dolandırıcı, “polis, savcı” lafını duyar duymaz veriyor her şeyini
![]()
Gazetelerde haberleri açıyorum, internet sitelerine bakıyorum. Hangisi gerçek hangisi kurgu…
Hangisi reklam hangisi haber. Belli değil.
Televizyona bakayım diyorum. Aynı adamlar ekranda bir şeyler anlatıyor. Konuştukça altlarında isimleri onun altında da meslekleri yazıyor. Kiminin altında “gazeteci” kiminin altında “uzman” vs yazıyor.
Halbuki ben onları ya bir siyasi partinin üyesi ya da bir kulüp başkanın danışmanı zannetmiştim. Televizyon izlerken başım dönüyor. O kadar çok dolandırılıyorum ki

Siyasete hiç girmeyeyim, kısacık eskilerden geçiştireyim
Yahu ne çabuk unuttunuz “Bir ev bir anahtar” karşılığı verdiğiniz oyları
Nerde o evler o anahtarlar… Önce onun hesabını sorun, sonra Haluk Levent’te, Tosuncuk’ta, Seçil Erzan’da bulun kabahatı
Birden aklıma PD Miras projemiz geliyor. Hani, doğa adına patronlardan beklediğimiz ve dünyayı güzelleştirmeleri için atmalarını beklediğimiz somut adımlar, verecekleri sözler. Tek isteğimiz bir söz. Bu sözün de kriterleri, “Ölçülebilir olması, gerçekçi olması, takvime bağlı olması, kamuoyu ile paylaşılacak kadar şeffaf olması”
Para, pul istemiyoruz, sponsorluk istemiyoruz.
Heyhat… Patronlardan “çıt yok”…
Neden ?
Ucunda para yok
Dolandırılmamaya alışık değil kimse memlekette
Bütün bunları dün akşam yatakta düşünüyorum. Bir de bakmışım, çarşafa dolanmışım. Yahu çarşaf bile dolandırdı bizi diye düşünürken kendi kendime soruyorum, “Çarşafa dolanan ben miyim ? Yoksa güven duygusunu kaybetmiş koskoca bir ülke mi ?”
patronlardunyasi.com

